
Uzun zaman önce mail kutuma düşen bir maili sizlerle paylaşmak istiyorum. Bu maili okuduğumda bazen başımıza gelen olaylardan nasıl bir ders çıkartıpta olumsuzluk olarak gördüklerimizi nasıl bir fırsata çevirebilirizin sorusunu sormaya başladım kendime. Aslında olay basitti. Yaptığımız işte söylenmeden ve fırsatları görerek çalışmalıyız.
Her olumsuzlukta başımızı önümüze düşürüp “Yine mi?” sorusu yerine “Yapabilirsin. Bir etrafına bak. Fırsatları görmeye çalış. Hadi!” sözleri dökülmeli dilimizden.
Birde aslında işin diğer tarafına bakacak olursak, şu anda geçirdiğimiz buhran dönemini “en iyi nasıl atlatabiliriz?” sorusu yerine “bu dönemde önümüze çıkan fırsatları nasıl değerlendirebiliriz?” sorusu daha yerinde olacaktır. Size bir kitap tavsiyem var. Prof.Dr.Zuhal Baltaş‘ ın yazdığı bu kitabı okuduğunuzda hiç değilse vizyonunuz değişecek ve anlatmaya çalıştığım konuyu daha iyi kavrayacaksınız.
Aşağıdaki olay gerçekten yaşanmış mı bilinmez ama eğer böyle bir olay gerçekten olduysa başrol oyuncularını tebrik etmek gerekir. Bu hikayede gösteriyor ki bazen olumsuzluklar aslında büyük kapıların açılmasına sebeb olabiliyor. Tabi bunu görmesini bilirsek!!!
Birdenbire hiç beklemediğiniz bir anda en kötü yerinizden bir yara alsanız muhakkak bir “Ahh” çekersiniz. Ancak işin asıl sorunlara yol açan kısmı ilk “Ahh” tan sonra “Buda mı başıma gelecekti?” – “Ben ne talihsiz insanım!” – “Batsın bu dünya!!!” gibi sloganları kullanmak yerine hemen bir çözüm yolu arayıp cep telefonumuzu çıkarıp Acil Servisi ararız değil mi? İşte bu kısım çok önemli. Madem yaralandığımız zaman o kadar kötü bir durumdayken bile ölmemek için neler yapmamız gerektiğini arıyor ve bir telefon veya yardım çağrısı yapmaya çalışıyorsak aynı durum buhran dönemlerinde de geçerli olmalıdır.
Buhran dönemleri de mali açıdan yaralandığımız dönemlerdir. Bu sebeble iflas etmemek ve ayakta durabilmek için yaptığımız işi değişik şekillerde sunmaya veya başka bir iş modeli kurmaya çalışmak ilk akla gelen düşünceler. Ancak bunları yapabilmek için de öle “aklıma geldi yaptım oldu” şeklinde olmayacağından gözlerimizi 8 açıp etraftaki fırsatları iyi analiz ederek görmeye çalışmalıyız. Bu bize hangi sektöre girip hangi sektöre girmememizi, hangi işi yapıp hangisini yapmamamız gerektiğini gösterecektir.
Amacım bu yazıyı okuyanlara bir nebze olsun buhranlı zamanları nasıl atlatabileceklerini göstermektir. Yakın bir zamanda “Buhran Dönemlerinde Fırsatları Değerlendirme Sanatı” konulu bir makale yayınlayacağım. Orada bu konuyu daha ayrıntılı bir şekilde anlatacağım. Gelin isterseniz birazda konumuzu oluşturan kısa hikayemizi inceleyelim.
A.B.D de işşiz bir genç, otomotiv sanayinin öncüsü ünlü işadamı Henry Ford‘ dan iş istemek için bürosuna gider. Sekreterden 8 ay sonraya güçlükle randevu alabilir. Randevu günü büroya gelen genç; sekretere iş görüşmesi için randevusu olduğunu söyler.
-Sekreter der ki; “Ford şu an dışarı çıkıyor.Siz de onu takip edin lütfen! Bir arabaya biner Ford. Genç de yanındadır. Yol boyu hiç konuşulmaz. Arabadan inip büyük bir mağazaya doğru yürürler. Kapıdakiler, Ford´u büyük bir saygıyla karşılarlar. Birlikte mağazayı gezdikten sonra, aynı şekilde 2, 3, 4, ve 5, büyük mağazayı daha gezerler ve ardından dönüş için tekrar otomobile binilir.”
Genç daha fazla dayanamaz ve sorar;
-Sayın Ford, benimle iş görüşmesi yapmayacak mısınız?
-Ya demek öyle?… Pekiyi o halde!
Ford arabayı durdurup, kahramanımızın inmesini ister. Genç arabadan indikten sonra Ford oradan hızla uzaklaşır. Orası şehirden uzak tenha bir yerdir. Gencin cebinde ise hiç para yoktur. Sinirli bir şekilde söylenerek yürümeye başlar. Neden sonra kan- ter içinde evine gelir. Bir taraftan da düşünür:” Mutlaka bir ders vermek istedi. Ama ne ?” Günlerce düşünüp gizli mesajın ne olduğunu çözmeye çalışır.
Genç bir gün hızla yerinden kalkar: Ford´la ilk ziyaret ettikleri mağazaya koşar. Genci gören mağaza yetkilileri genci ayakta karşılarlar, büyük bir saygı ve iltifat gösterirler. Her sorusuna sanki karşılarında Ford varmış gibi nezakatle cevap verirler.
Genç mağaza yetkililerine;
-Ürünlerinizi pazarlamak istiyorum, der.
Mağaza yetkilileri;
-Buyurun istediğiniz kadar alın -satın, parasını sonra ödeyin !…Genç aynı şekilde 2, 3, 4, ve 5. mağaza yetkilileriyle anlaşır. Bundan büyük yardım mı olur bir insan için? Sonra, tutun tutabilirseniz. Kahramanımız 5 yıl içinde A.B.D´nin en iyi iş adamlarından biri olur. ”Eh ford’u bir ziyeret edeyim de kendisine teşekkürlerimi sunayım artık!” diye düşünür.
Gidip Ford’un sekterine söyler söylemez, aldığı cevap enteresandır:
-Buyurun efendim, Ford sizi bekliyor. Ve Ford şunu söyler:
-Aynı yerde arabadan indirdiğim ne ilk kişisiniz, ne de son. İçlerinden bir tek siz anladınız ne demek istediğimi. O günden beri, hayranlıkla takip ediyordum sizi!
Bu hikayeden çıkaracağımız çok önemli bir ders var. Aslında görmesini bilene veya şöyle söyleyeyim. Gözlerini 8 açabilene hangi kapıların açılabileceğinin bir göstergesidir bu hikaye. Ama kaçımız böyle bir fırsatı görebilir veya anlayabiliriz o tartışılır.
İnsanların birçoğu (buna bende dahil) karşımıza çıkan olumsuzlukları at gözlüğü ile bakarak aslında bu olumsuzluğun nelere yol açabileceğini ve neleri karşımıza çıkarabileceğini görmeden ağıtlar yakmaya başlıyoruz. Bir örnek daha vereyim o zaman:
Bugün bir müşterime ziyarete gitmiştim. Kendisinin banka kredisiyle işyeri için 2008 in 9. ayında bir makina almaya kalkıştığını ancak bankanın işleri yavaş yürüttüğünden kredinin 11. aya kadar sarktığını ve bankaya çok kızdığını söyledi. Aslında tam o esnada dünyada yaşanan krizin ülkemizi buhran havasına soktuğunu görmüş ve kendisi krediyi almaktan vazgeçmiştir.
Müşterimin dediğine göre eğer 9.ayda alacağı kredi hemen çıksaymış şimdi bu buhran döneminde o krediyi ödeyemeyeceğini ve belkide iflas bayrağını çekeceğini anladığını ve kendisinin o makinayı alamadığı için bankaya zamanında ne kadar kızdığını ancak şimdi krediyi geciktirdikleri için banka yetkililerine teşekkür ettiğini duyduğumda aklıma söylediklerim geldi.
İnsan bazen karşısına hiçbir engel çıkmadan zirveye tırmanmak ister. Ancak o zaman yaptığınız işin hiçbir önemi olmaz. Çünkü insanların gözünde birçok zorluğu veya sermaye darlığını atlatmış ancak sonunda çok başarılı olmuş kişiler daha makbuldür.
Bazı zorluklarla karşılaşmadan bir yerlere gelen kişiler yine hiçbir zorlukla karşılaşmadan çıktıkları gibi hızlı bir şekilde inerler. Diğer taraftan birçok zorluğa ve engele göğüs germiş kişiler tırnaklarıyla çıktıkları zirveden inerken o çıktıkları dağın eteğine tırnaklarını geçirerek binbir türlü zorlukla inerler. İnmeleri çok daha yavaş ve sakin olur. Ve eğer dağın zirvesinden ilk çıktıkları noktaya indikleri zaman diğer insanlar tarafından güvensiz olarak algılanmaz “daha önce nasıl çıktıysa tekrar aynı şekilde çalışır didinir ve yine çıkar” denilir.
Ancak şans eseri veya babadan dededen kalma birşeylerle zirve yapmış kişiler insanların gözünde birden biterler ve güvensiz olarak algılanırlar. “Zaten baba parasıyla buralara gelmişti bakalım şimdi hangi parayla tekrar eski günlerine kavuşacak” denilir.
İki kişide aynı yerden inmiştir. Ama çıktıkları yol farklı olduğu gibi indikleri yolda farklıdır. Bu sebeble diğer insanların tepkileri de farklıdır.
Size son söyleyeceğim etrafınıza iyi bakmanız. Gördükleriniz bazen sizi şaşırtabilir.


![[popup] [popup]](http://www.kelimelerindili.com/wp-content/plugins/shout-stream/popup.png)
